Mersin, geçen cuma günü bir kez daha sele teslim oldu.
Evet, metrekareye düşen yağış aşırıydı.
Evet, iklim krizi nedeniyle artık bir anda şiddetli yağışlarla karşılaşabiliyoruz.
Evet, sadece Mersin’de değil, Türkiye’nin, hatta dünyanın dört bir yanında doğal afetler sıradanlaştı.
Evet, özellikle suyun önünde hiçbir şey duramıyor; önüne ne çıkarsa sürükleyip götürüyor.
Ancak, suyun gücünü hafife almanın bedeli de ağır oluyor.
Siz, su yollarını, dereleri imara açarsanız;
Derelerin üstünü kapatıp, bir de üstüne bina dikerseniz kaçınılmaz sonla karşılaşırsınız.
Su yolunu bulur ve akar.
Su engel tanımaz.
Su, önüne ne gelirse yıkıp geçer.
İşte Mersin’de yıllardır yaşanan sorun bu!.
Altyapı yetersiz.
Mevcut altyapı bu kenti taşıyamıyor artık.
Kent merkezindeki onlarca dere bugün yok.
Yıllar içinde birçoğunun üstü kapatıldı.
Birçok dere yatağına ya da kenarına binalar konduruldu.
Yeşil yok edildi.
Her yer betonla kaplandı.
Aşırı bir yağışta Toros Dağlarından kopup gelen su, kendi yatağını açıp ille de denize ulaşıyor işte.
Siz, ne kadar dereleri yok etseniz de ranta kurban edip imara açsanız da üstüne binalar dikseniz de o su yolunu yine de bulup denize ulaşıyor işte.
Yıllardır bilinen sorunu çözmek yerine her şey olup bittikten sonra ‘kurtarma’, ‘onarma’ operasyonlarına devam ettiğiniz sürece bu kent ve bu kent insanları da sele teslim olmaya devam edecek.
‘Şükür ki, can kaybımız yok’, ‘ekiplerimiz 24 saat sahada’, ‘oluşan hasarı gidermek için canla başla çalışıyoruz’ demeye devam ettiğiniz sürece Mersin suda boğulmaya devam edecek.
Evler, iş yerleri, araçlar, tarlalar, bahçeler suda yitip gidecek.
Sözüm, her daim sorumluluğu birbirinin üstüne atmakta beis görmeyen kurumlara.
Sözüm, Devlet Su İşleri ve Mersin Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerine.
Yazık değil mi bu kente?
Yazık değil mi bu kentte yaşayanlara?
Başka sorumlu aramayı bırakın da dönün bir kendinize bakın artık.
Tartışmayı bırakıp bir araya gelin de acilen çözün bu sorunu artık.