Yüksel Ekici

Yüksel Ekici

SU AKAR!..


1.02.2026

    Çok klişe olacak ama geçmiş olsun Mersin diyerek başlayalım.

    Mersin’in dört bir yanı sel oldu Cuma gününden itibaren.

    Dereler taştı.

    Köprüler yıkıldı.

    Araçlar sürüklendi.

    Yollar kapandı.

    Taşkın su bulabildiği yerlerden yıkarak, sökerek ne varsa önüne katarak aktı gitti daha önceleri yaptığı gibi.

    Aktı, yolunu buldu kendine göre.

    Can kaybı yok, ama özellikle kırsalda hasar büyük.

    Buna da şükür diyoruz hep beraber.

    Yıllardır süren alışkanlığımızla, kabul etmişliğimizle, sorumsuzluğumuzla, unutkanlığımızla.

    Peki neden oldu bu afet?.

    Yağmur ilk defa yağmadı elbette.

    Önceden uyarı yapılmıştı, sürpriz değildi.

    Biraz fazla yağdı.

    Bizim Beyefendi’nin dediği gibi oldu.

    Bocit, bocit döküldü mübarek.

    Bocit kafalar için afetin anlatımı bundan ibaret olacaktır.

    Peki öylemidir?.

    Kafası bocitleşmemiş; akılla, bilimle, öngörüyle dolu akil insanlar hiç böyle anlatmıyor felaketin sebebini.

    Mesela konuya kafa yoranlardan Prof. Dr. Erkan Aktaş:

    “2016 yılında Mezitli Sel ve Taşkın Çalıştayı’nda, 2017 yılında Mersin Kent Konseyi Sel, Taşkın ve Su Baskını Çalıştayı’nda üniversitelerden akademisyenlerle, kamu kurumlarıyla ve uzmanlarla birlikte Mersin’in risk haritasını çıkardık” diyor ve “ne söyledik” diyerek bilgilendiriyor.

    Sonuç bölümü özetle şöyle:

    “Dere yataklarının imara açılması felaket üretir.

    Kuru dere havzalarının doldurulması suyu kent içine hapseder.

    Üstü kapatılan dereler taşkın riskini artırır.

    Yağmur suyu altyapısı yetersizdir.

    Köprü ve menfezlerin daraltılması suyun doğal akışını bozar.

    Mersin’in coğrafi ve meteorolojik yapısı zaten yüksek risklidir.

    Çünkü bu kentte uzun süredir planlama değil rant, kamu yararı değil kısa vadeli kazanç öncelik kazandı. Dere yatakları yapılaşmaya açıldı, havzalar imara kurban edildi, beton suyun önüne geçti.

    Burada sorumluluk sadece belediye başkanlarında mı?

    Hayır.

    Rant odaklı kararlar alan belediye yönetimleri,

    Sessiz kalan belediye meclis üyeleri,

    Görmezden gelen kamu bürokrasisi,

    Ve bu düzeni her seçimde sorgulamadan yeniden üreten biz yurttaşlar…

    Hepimiz bu tablonun bir parçasıyız.

    Artık açık konuşmak gerekiyor:

    Bu yaşananlar “doğal afet” değil, yönetim tercihlerinin sonucudur.

    Evet, iklim krizi var. Yağış rejimleri değişiyor. Ani sağanaklar artıyor.

    Ama krizi felakete çeviren şey; dereye bina yapmak, altyapıyı büyütmemek, yeşil alanı azaltmak ve suya yaşam alanı bırakmamaktır.

    Mersin hâlâ bu döngüyü kırabilir. Ama bunun için:

    Taşkın yönetim planı gecikmeden uygulanmalı,

    Dere yatakları kesin biçimde yapılaşmaya kapatılmalı,

    Üstü kapalı dereler açılmalı,

    Yağmur suyu altyapısı büyütülmeli,

    Kent planlaması iklim uyumlu hale getirilmeli,

    Bilim insanları karar süreçlerine vitrinde değil, masada yer almalıdır.

    Aksi halde her yağmur sonrası aynı cümleyi duymaya devam ederiz:

    “Bu sefer ucuz atlattık.”

    Ama şehirler şansla yönetilmez.

    Kentler bilimle, planla ve kamusal sorumlulukla ayakta kalır.”

    Daha ne desin bilim insanı.

    Daha nasıl anlatsın!.

    **

    Sevdiğim Laflar:

    “AKLA SIRT ÇEVİRMEKTENSE ÖLMEK DAHA İYİDİR.”

   

ARŞİV YAZILAR