Her şeyin başı sağlık deyip başımızdan geçen küçük macerayı anlatmıştım geçen yazıda.
Mevzuya oradan devam edeyim.
Ambulansa kapağı atıp sedyeye uzandığımda “Şehir Hastanesine gitmek istiyorum” dedim görevli arkadaşlara.
“Yapamayız” dediler hemen.
“Daha önce öyle yapmıştınız” diye itirazlanacak oldum hafiften.
“Doktorlarım orada” diyerekte pekiştirdim lafımı.
“Artık öyle yapamıyoruz” dedi genç doktor ve yardımcısı.
O eskidenmiş.
Aldıkları talimat gereği şimdi en yakın sağlık kurumuna götürüyorlarmış hastayı.
Mantık olarak haklılar.
Ama aynı zamanda eksantrik bir durum ortaya çıkıyor.
Kendimden örnek vereyim.
Neredeyse on yılı geçkin bir süredir kalp yetmezliği sorunu ile yaşamaya çalışıyorum.
Sağ olsunlar işini severek yapıp, hakkını veren doktorlarım sayesinde de şimdilik yaşama tutunmuş gidiyorum.
“Gittiği yere kadar gari” mantığından hareketle çokta dert etmiyorum durumumu.
Kanıksadım artık.
Burada mesele şu;
Hasta bilincini kaybetmiş bir durumdaysa en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılması elbette ki en doğru ve mantıklı yaklaşımdır.
Ancak;
Hastanın akıl ve bedeni melekeleri hala yerindeyse düzenli tedavi gördüğü sağlık kurumuna ulaştırmak ilk seçenek olmalı bana göre.
İki kurum arasında çok fazla zaman farkı yoksa hastayı doktoruna ulaştırmak daha doğru olmalı fikrinden gidiyorum.
Benim durumumda olan hastalar için bu düşüncem.
Bu işlerin başındakiler biraz daha esnek olmalı, görevlilere inisiyatif kullanabilme şansı tanımalı.
Demem o ki;
Bunlar bizim Beyefendi’nin meclis toplantılarında dilinden düşürmeyip sürekli “savunma kalkanı” olarak kullandığı “teknik” konular.
Ben derdimi anlattım.
Gerisi sorumlu ve yetkililerindir deyip durup dururken Beyefendi’nin “teknik” lafına nasıl geldiğimi anlatayım.
Vakit sabahın körü dediğimiz saatler.
Acil serviste sedyede yatıyorum.
Sinekler uçuşuyor koca salonun her yerinde.
Başımdaki arkadaş tepemizde sorti yapan sinekleri kovalıyor bir eliyle serumun hızını ayarlarken.
Görevli gidince kovalama işini ben devralıyorum haliyle.
Sivrisi de var kanatlı iblislerin karası da.
Görevli gidince kovalama işini ben devralıyorum haliyle.
Hastane bahçesi daha da beter.
Sinek kovalamaktan hava almaya fırsat bulamıyorsunuz.
Beyefendi’nin yarattığı sinekli Mersin’de sineklerin istilasından hastanede payını almış sizin anlayacağınız.
Gözüm sineklerde, elim teyakkuzda, aklım Bizim Beyefendi’nin holivut gülüşlü suretinde.
Üremelerini engelleyemediği sineklerin Mersin’i istilası hakkında ne demişti:
“Soğuklar başlasın giderler.”
Dayanın gari....
**
Sevdiğim Laflar:
“BAŞA GELEN ÇEKİLİR!..”
ARŞİV YAZILAR