Yüksel Ekici

Yüksel Ekici

DİREK KAPLUMBAĞASI...


29.03.2026

    Doktor, çiftlikte sığırla uğraşırken eli kapıya sıkışıp kesilen 75 yaşındaki bir çiftçinin elindeki kesiği dikiyordu.

    Bu arada yaşlı adamla muhabbete başladı.

    Sonunda konu politikacılara geldi.

    Yaşlı çiftçi;

    "Gördüğüm kadarıyla çoğu politikacı direkteki kaplumbağa”ya benzer dedi.

    Bu terime aşina olmayan doktor ona “direkteki kaplumbağa” da ne demek diye sordu.

    Yaşlı adam,

    "Bir köy yolunda giderken bir çit direğinin üzerinde duran kaplumbağaya rastlarsanız bu bir “direk kaplumbağası”dır dedi.

    Yaşlı çiftçi, doktorun yüzünde şaşkın bir ifade görünce açıkladı:

    “Kaplumbağanın oraya kendi başına çıkmadığını bilirsin. Kendisi de zaten oraya ait değildir. İş yapma becerisinin çok üstünde bir pozisyondadır ve sen sadece onu bu pozisyona hangi salağın getirdiğini merak eder durursun!.”

    **

    Yazıya bu fıkra ile başladım.

    Başladım ki;

    Ne demek istediğim daha iyi anlaşılsın.

    Anlaşılır mı bilemem.

    En azından denemiş olayım düşüncesinden gidiyorum.

    Mevzu yine;  Mersin.

    Yine bizim büyüklü küçüklü yerel yönetimler.

    Yaşananlar.

    Yaşatılanlar.

    Rezillikler.

    Aziller.

    Atamalar.

    Çapsızlıklar.

    Boğazlarına kadar pisliğe batmışların zeytinyağı gibi üste çıkma çabaları.

    Tüm bu rezilliklere rağmen burnundan kıl aldırmayan taşra siyasetçileri.

    Bakın liyakatten bahsetmiyorum.

    Yetersiz yöneticiliklerden, basiretsiz yönetimlerden, vizyonsuz kafalardan bahsetmiyorum.

    Tam tersine utanç verici gelişmelerden bahsediyorum.

    Kötü niyetli eylemlerden söz etmeye çalışıyorum.

    Makamların kötüye kullanılmasını anlatıyorum.

    Makamlarının ağırlıklarının yerlerde sürüklenir hale getirilmesinden söz etmeye çalışıyorum.

    Yetkilerin kirli işlerde kullanılmak istenmesinden bahsediyorum.

    Kirli beyinlere dikkat çekmeye uğraşıyorum.

    O, bu, şu demiyorum.

    O’cu, Bu’cu, Şu‘cu ayırmıyorum.

    Malum zihniyetten bahsediyorum.

    Kervan düzenlerden söz ediyorum.

    Daha da önemlisi:

    Bu bozuk düzeni savunma gayretine düşen aymazların, utanmazların kıçlarını bu uğurda yırtma çabalarından bahsediyorum.

        “Dayısını At zanneden” tırıs akıllıları anlatıyotum.

    Özel hayat dokunulmazlığını silah, mesai saatini bahane olarak kullanma ucuzluğundaki şark kurnazı kafaları anlatma derdindeyim. 

    Bu nedenle kaplumbağa fıkrası ile başladım yazıya.

    Demem o ki;

    Durumumuz daha net anlatılamazdı herhalde.

    Özet vereyim isteyene:

    “Anlayana  sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!..”

    **

    Sevdiğim laflar:

    “BABAMIN ADI HIDIR, ELİMDEN GELEN BUDUR!..”

   

ARŞİV YAZILAR